Türkiye’nin Borç Yapısı ve Faiz Giderleri
Ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye’nin iç ve dış borç yapısı ile faiz giderleri üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. Eğilmez, borç yükünün hesaplanmasında kur politikasının belirleyici rol oynadığını vurguladı. Faiz giderlerindeki hızlı artışın ise son yıllardaki ekonomi politikalarının bir sonucu olduğunu ifade etti.
Eğilmez, ‘Borç ve Faiz Sorunumuz’ başlığıyla kaleme aldığı yazısında, Kasım 2025 itibarıyla merkezi hükümetin iç borç stokunun 7 trilyon 941 milyar lira, dış borç stokunun ise 126,9 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu aktardı. Bu veriler, merkezi yönetimin toplam borç stokunun 13 trilyon 325 milyar liraya ulaştığını gösteriyor ve toplam borç yükünün Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranının yüzde 21,4 olarak hesaplandığını belirtti.
Dış Borç ve Ekonomik Etkileri
Türkiye’nin toplam dış borç stokunun 2025 yılı üçüncü çeyrek sonu itibarıyla 564,9 milyar dolar olduğu bilgisine de yer veren Eğilmez, dış borç yükünün GSYH’ye oranının yüzde 37,2 seviyesinde bulunduğunu bildirdi. Dış borcun büyük bir kısmının özel sektöre ait olduğunu belirten Eğilmez, kamu kesiminin dış borç stokunun 235,7 milyar dolar olduğunu aktardı. Bu durum, özel sektörün döviz cinsinden borçlanmasının risklerini artırıyor.
Faiz giderleri konusuna da değinen Eğilmez, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi sonrasında faiz giderlerinin sürekli artış eğilimine girdiğini belirtti. Faiz giderlerinin bütçe içindeki payının yükseldiğini ifade eden Eğilmez, 2022 ve 2023 yıllarında bu oranın görece düşük görünmesinin, 2021’de başlatılan düşük faiz politikasından kaynaklandığını kaydetti.
2023 yılında faiz giderlerinde rekor artış yaşandığını belirten Eğilmez, bu durumun temel nedeninin enflasyonun çok altına düşürülen faiz oranları olduğunu dile getirdi. Faiz giderlerinin artışı, devletin borçlanma maliyetlerini artırarak, kamu hizmetlerinin finansmanında sürdürülebilirliği tehdit ediyor.
Sonuç olarak, Eğilmez, Türkiye’nin borç yapısının ve faiz giderlerinin dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguladı. Bu durum, ekonomide kalıcı riskler oluşturabilir. Özellikle döviz kurlarındaki dalgalanmalar, borç yükünü artırabileceği gibi, faiz oranlarının yükselmesi de kredi maliyetlerini artırarak, ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebilir.







